Sen oluyorum. Ben sen oluyorum. Bütün kötü özelliklerini benimsiyorum özellikle en kötülerini. Kötü oluyorum, sinirli oluyorum, sevgisiz oluyorum, insanları eziyorum. Sen oluyorum sen oluyorum ben ölüyorum, sen oluyorum en kötüsü senlerin ama. Senden daha kötü oluyorum. Sen kötü değilsin, çok güzelsin. Artık kullanmıyorsan bütün kötü huylarını alıyorum. Bana kötü değilsin, onların adına konuşuyorum. Boş yollarda koşuyorum, soğuk boğazımı yakıyor saçmalıklardan saçmalık beğeniyorum, soğuk nasıl yakıyor, ne pis kahkahalar atıyorum, kimse bilmiyor daha farkında değil kimi kimseler; ben sen oluyorum. Birilerini eziyorum. Senin bana yaptığını yapıyorum herkese. Sen artık yapmıyorsan ben fazlasını yapıyorum. Pis kahkahalar atıyorum, hiç acımıyorum, ben hiç acımıyorum, sen bana acımamıştın ben de kimseye acımıyorum. Cümlelerim senin cümlelerin, gidişlerim, sürükleyişlerim, bana güvenme deyişlerim, kaçışlarım, kovalanışlarım, ben sen oluyorum, iyi hissettirmesi gerekiyor zaten iyi de hissettiriyor, kötü oluyorum ama kötü hissetmiyorum, kötü bir seni bile sevebilirim, kötü bir sen taklidime bile daha iyi katlanabilirim, kötü bir sen taklidini bile sevebilirim, düştüm o kadar, can yakabilirim, acımam, kötü biriyim, iyi değilim, ben iyi değilim, gülüyorum gözlerim doluyor gülmekten, ben gülüyorum bildiğin, birileri ağlıyor üzülmüyorum üzgün değilim. Artık seni sevemiyorum ki, seni sevmiyorum, kötü hissediyorum, seni sevememeyi istemiyordum; açıkçası bunu pek beklemiyordum, sen oluyorum, silinme diye sen oluyorum. Görsen tanımazsın, beni tanıyamazsın. Görme, katlanamazsın. Senden beter oluyorum.
Derken aklıma geldi; kışı da görmek isterdim o evde. Olmadı battaniyeye sarılır içerdik balkonda. Masa alırdım ben. Komşuma el sallardım sabah olunca.
Yaşlı kadına oturmaya gideceğim bi gün.
Ne diyordum, balkonda içerdik evet. Hem güldürür hem kızardın sessiz ol diye. Sabaha kadar içerdik, sarhoş olana kadar içerdik, anlaşana kadar içerdik, içerdik ne olacak, balkonda içerdik ama bi kere de içerken görürlerdi hani bi keresinde başka türlü yakalandıklarımız.
Sepet alırdım ben pazardan, bakkala inmezdin artık, pazarı da bulurdum biraz daha kalsam.
Kışı da görmek isterdim açıkçası, senden saklayacak değilim. Kışları yumuşatıcının kokusu bile başka olur diyorlar, ben de onların yabancısıyım.
Akşamları yürüyüşe çıkmaya da alışırdın biraz daha kalsam. Demiştin ya; ağzına yemek tutsam garipsemezdin. Azıcık daha kalsam kahvaltıya da alışırdın, sebzeye de, eve ayakkabıyla girmeme de, çarşaftan yorgana geçtiğimizde deli gibi sevinip gülmeme de.
Yine bi balkonda başlamıştım, sana yakın bi balkonda, tuhaf.
O zaman da biliyordum yeteri kadar kalamayacağımı; ama gitme diyebilsen, kalırdım aslında.
İyi olmaktan siklerce metre uzaktayım, diye bi cümle okudum.
Zaten yürümezdi.
E zaten yürümemiş işte ki ileri geçmiş zamanlı konuşuyorsun. (İleri geçmiş zamanlı konuşmak?)
Ben böyleyim-miş. Ben de böyleydim o zaman. Ofsayt, çarpım tablosundan daha kolaydı çünkü. Ben de siktiğim böyleydim. Bazılarına üff ne diyo bu serseri kafam şişti gelen ama dip hüzünlü punk şarkıları gibi. Ben de böyleydim işte.
Artık burnunda peçete tıkamalarıyla gezenler sokakta garipsenmeyecek yasası. (Yasasın!)
Barış Manço’nun neden sevdiğimiz inanılmaz saçma şarkıları ve annem evde yapsa yemem ama o başkasının tatlı gelen direkt evi.
Suratına telefon düşmesi ve mandalina ipi mutsuzluğu. Bak, canının börek bile istemediği bazı günler.
Şu fanın sesini biraz kısar mısın?
3 tane arkadaşım var. Komşumuzun 2 yaşındaki kızı, oyuncak filim, bir en sevdiğim fotoğraf ve ölü köpeğim. 4’müş.
Totalde; bir dilsiz, üç falan hacı, birkaç kıro ve çokça entel loser’la toplu taşıma aşkı yaşadım. Hep onlar önce indi. Alt metin yok, onlar önce indi.
Yalnız başıma dışarıdayken dilsiz taklidi yapıyorum.
İşerken şunu da yazayım diye düşündüğüm ama hep unuttuğum şeyler.
Bu siktiğimin döşeğine akşam yine yatmayacak mıyız, kalkınca neden topluyoruz güzide - beyhude bir sorusu. Zararlı olabilecek yazılımlar bulundu. Bazı yazılışların bize çok zararı dokundu. Ben yazsam dokunmazdı belki de, çünkü benim olayımdı yazmak, ben yazamazsam kimse yazamazdı, o hele nerden çıktığı belli olmayan biri hiç yazamazdı yazmak benimdi bak onu benden iyi yapamazdı. O benden iyi ne yapıyorsa yapsındı, git onu sevdi madem ama seninle zaten yürümezdi.
E zaten yürümemiş işte ki ileri geçmiş zamanlı konuşuyorsun. (İleri geçmiş zamanlı konuşmak ne demektir.)
Kadın orada demiş ki; seni o kadar çok düşündüm ki burnum kanadı. Bu şarkı beni nasıl buldu bilmiyorum hiç de dinlemezdim başkaları çok dinlemişti çünkü ben sevmezdim hiçbir şeyi başkalarının çok sevdiği; bi kerecik olsun bir tek ben sevseydim isterdim hep ama bırakmazlardı. Bana hiçbir şey bırakmazlardı çünkü benim belam çoktan verilmişti belli.
İtiraz da etmiyorum artık nasıl olacak bilmiyorum.
Azaldıkça çoğalıyorsun nasıl olacak bilmiyorum.
Bittikçe başlıyorsun nasıl olacak bilmiyorum.
Gittikçe gidiyorsun nasıl olacak bilemiyorum.
Kapatıp açınca düzelmeyen şeyler.
Hayatta asla anlayamayacağım şeyler.
Ya ben ne güzel seviyordum şimdi ne biçim güzel mi oldu hayır boş kaldım, ben ne güzel seviyordum, bi bıraksaydı mutluydum severken ama unutuyorum şimdi bok gibi, güzel mi, böyle mi güzel olur, bomboş kaldım, dedim sonra.
Hala da belki ararım korkusundan sarhoş olmuyorum.
Şimdi görüyorum onları; yerde oturuyorlar, kırmızı kutular var ellerinde hızlı deviriyorlar, öteki memnuniyetsiz gitmek istiyor; ikisinin halleri bambaşka, kırmızı kutuları çok hızlı deviriyorlar, öteki gidiyor sonra, ikisinin gözleri parlıyor, kolları birbirine değiyor, gülücükleri havada çarpışıyor, sen de mi seviyorsun diyor biri, diğeri sen de mi seviyorsun diyor, biri diğerini çok seviyor; diğeri çok güzel kokuyor, sen de mi seviyorsun diyor, duyduklarına inanamıyor, arka arkaya açılıyor, kırmızı kutular çok hızlı bitiyor, biri diğerini çok seviyor; diğeri çok güzel gülüyor, sen de mi biliyorsun diyor, gördüklerine inanamıyor, biri diğerini sevdikçe seviyor, hiç öyle olmamış; hissettiklerine inanamıyor, diğeri kıskanıyor, küfür ediyor, biri diğerini ne çok seviyor, sen de seviyor musun diyemiyor, diğeri sevgisini sözlerle ifade edemiyor, belki yalan söylüyor, biri her şeyi göze alıyor; diğerini çok seviyor, diğeri ona sarılıyor, diğeri birine çok güzel sarılıyor, sen de mi seviyorsun diyor, gözlerinin içi gülüyor, kırmızı kutular yere devriliyor.
Şimdi görüyorum onları, biri diğerini bazen özlüyor.
Sen de mi gideceksin, diyor; sen de mi biteceksin? İçimden, diyor.
İçinden diyor.
Diğeri çoktan arkasını dönmüş, horluyor zaten; duymuyor.
Şarkı başladı, eskiden ne çok dinlerdim, hani uzaktayken, karanlık zamanlarda kilit cümlesine tutunup giderdim okula. Canım çok yanardı ama giderdim, bilmiyorum bir yerlere giderdim, bir şeylere tutunmaya çalışıp devam ederdim.
Tutunulacak da bir yanı yoktu ya, tutunmaya yer arardım. O zamanlar o kadardım.
Sonra oturdum ve enine boyuna düşündüm. Şimdi de, bu kadarım. Sevebileceklerim bunlar, yapabileceklerim de şunlar.
-Hmm tekmiş. Uff çokmuş.
‘Senin için’ kısmına girmiyorsun bile.
Elmaya sevmeyi öğretemedim. Elma sadece bir elmaydı, ona kaldıramayacağı anlamlar yükledim.
Beklentileri olan, bir şeyler isteyebilen biri değilim. Bana lambadan cin çıksa, içerim.
Ayak uyduramadım birçok şeye, beceremedim bilemiyorum, henüz başladığım herhangi bir işi başarıyla sonuçlandırabilmiş değilim.
Ben buraların yabancısıyım, bu şekilde devam edeceğim.
Ama hakkım da yenmesin yazıktır, uğraştım, bazen istediğim şeyler oldu, az oldu, çok istediğim şeyler çok az oldu, tek oldu benim çok istediğim şeyler, uğraştım, başaramadım, gerçi ben daha hiçbir şey başarabilmiş de değilim.
Elmadan baba olur mu hiç, nerde görülmüş? Seni aptal. Elmanın, kucağında kız çocuğu uyuttuğu nerede görülmüş!
Planları olan biri değilim. Hayalleri olan biri değilim. İşe yarayan biri değilim. Ben benim, bu kadarım, elimden gelenler bunlar, senin için olan kısmım şu, uff ne de çokmuş, ihtiyacı olmayana hiçmiş, ihtiyacın olan yanında değilmiş, zaten ihtiyaç duymak da ne saçma şeymiş.
Ben yine buraların yabancısıyım, fark etmez, böyle de devam ederim.
İzin vermediler, lambadaki cine söyleyeceklerim olsun isterdim.
Bırak gitsin. Bulamaz mısın yenisini? Aşık olamaz mısın yine? Aslanlar gibi dik yürürüsün, midende kelebekler de uçuşur, pembeden bulutlar da görürsün, yediklerin de daha tatlı gelir, hayat da güzelleşir, arkadaşlar yanında hem; keyfin mutlaka yerine gelir.
Gelmez!
Aşık falan olamazsın, sen ne zaman yeniden haz etmişsin ki şimdi edeceksin!
Sıkıca sarıl, gitmesin! Bi kere de senden biri gitmesin be arkadaş! Bi kere de bitmesin!
Arkadaşlar anlamaz, sen şarap bile sevmezsin! Bırakma, bitmesin.
Yediğin her lokma boğazına dizilecek be, neyin tribindesin?
Boynun kucağına düşecek anasını siktiğim, yüzün akıp gidecek, annen bile dudak bükecek, sen hala rol mü keseceksin?
Kesme!
Bir kere olsun, eğer onu istiyorsan, yapma şu gururu, paspas ol sevdiğinin ayakları altında, aşağılan, ezil, hakarete uğra, istersen sus, sen istersen tek kelam etme, kapısına gitme, içip gözyaşı dökme ama eğer onu, gerçekten onu, sadece onu istiyorsan; sevmekten vazgeçme.
Unutman lazım geliyorsa, öyle diyorlarsa, yahu senin göğsünde düğümlenen dünyanın en harikulade acısını kim nereden bilsin?
Soruyorlar “Neyin var?” diye. “Biraz canım sıkkın, önemli bir şey değil” den fazlası çıkmıyor ağzımdan.
Oysa annemle kavga ettiğimde, hiç yoktan hıçkıra hıçkıra ağlamamın sebebi sensin. Sokakta yaralı bir hayvan gördüğümde kahrolmamın sebebi. En yakın arkadaşımdan gelen “Seni çok seviyorum, her zaman benimle ol” mesajını okurken dudaklarımın titremesinin sebebi. Tanımadığım insanların ölüm haberlerini aldığımda kollarımın uyuşmasının sebebi. Kardeşime sarıldığımda içimi kaplayan kırgınlığın, babamı bu denli özlüyor oluşumun sebebi. Aslında canımdan çok sevdiğim insanlara fazla alışmamaya çalışmamın sebebi. Aptal dizilerin, aptal aşk sahnelerinde burkulmalarımın sebebi. Para biriktirmemin sebebi sensin. Yeni yemekler öğrenmeye çalışmamın, hayatımı düzene sokmak için uğraşmamın, saçımı uzatmamın, sigarayı azaltmamın, banyo yapmamın, dişlerimi fırçalamamın, her sabah uyanıyor olmamın sebebi sensin. Umudumu kesmiyor oluşumun sebebi. Azalttığım sigarayı arka arkaya yakmamın sebebi. Kızgınlığımın sebebi sensin, içimdeki şefkatin, nefretin, aklımdaki soruların, kalbimdeki boşluğun, ağzımdaki küfrün, elimdeki şişenin, gözümdeki dalgınlığın, bütün ‘olsun’larımın sebebi sensin.
Soruyorlar “Neyin var?” diye. “Biraz canım sıkkın ya, önemli bir şey değil” deyip gülmeye devam etmekten fazlası gelmiyor elimden.
“Zaten o kadar çok şey de yaşamadık, yol yakınken kendi hayatlarımıza dönelim” diyen birine aşığım mı diyeyim?

“Sevgili Karen;
Eğer bunları okuyorsan, bir şekilde postalama cesareti buldum demektir. Aferin bana.
Beni pek tanımıyorsun ama anlamaya başladın. Yazı yazmanın, benim için ne kadar zor olduğuna dair konuşup durmaya meyilliyimdir. Ama bu… Bu, bugüne dek yazdığım en zor şey. Bunu söylemenin kolay bir yolu yok. Öylece söylüyorum o yüzden: Biriyle tanıştım. Kazara oldu. Arandığımı söyleyemem. Hazırlıksızdım. Kusursuz bir fırtınaya kapılmış gibiydim. O bir şey söyledi, sonra ben başka bir şey. Ardından, bildiğim tek şey; hayatımın kalanını bu konuşmanın tam ortasında geçirmek istediğimdi. Geriye içimi yakan o his kaldı. Beklediğim kişi o olabilir. Kaçığın teki olduğunu söyleyebilirim. Bir şekilde gülümsetiyor beni. Fena halde nevrotik. Dikkat isteyen harika bir uğraş gibi. O, sensin Karen. Bu iyi haber.
Kötü haber ise; seninle ve korkudan altıma ettiren tüm bu meselelerle, tam şu anda nasıl bir arada olabilirim, bilmiyor oluşum. Çünkü, hemen şimdi seninle olmazsam hayatın içinde bir yerlerde kaybolup gideceğimizi hissediyorum. Dönüşlerle, kıvrımlarla dolu kocaman kötü bir dünya bu. Ve insanlar, bazı anları yok sayarak, ıskalayarak geçiştirmenin yolunu bulmuşlar. Ama bazı anlar her şeyi değiştirebilir. Aramızda neler oluyor, bilmiyorum. Üstelik sana, benim gibilere neden yok yere bel bağlaman gerektiğine dair söyleyecek bir şeyim de yok. Ama kahretsin, öyle güzel kokuyorsun ki… Yuva gibi.
Ve harika kahve yapıyorsun. Bunlar ele avuca gelir nedenler, değil mi?
Ara beni.
Belbağlanmaz Hank Moody‘n.”
Tam şu an; yoluna koyamadığımız her şey için tekme tokat dövüşelim, hakaretler havalarda uçuşsun, ağza alınmayacak küfürler sallayalım, ortalığın amına koyalım, paramparça edelim birbirimizin sevdiği eşyaları, birbirimizin ağzını yüzünü dağıtalım, halimiz kalmasın, uzak iki köşede çömelip sinirden ağlayalım, birer sigara yakalım, buzdolabından iki şişe bira kapıp önünde dikileyim, gülmekten üstümüze başımıza fışkırtalım, sanki daha önce başkalarıyla olmamışız gibi, sanki yıllardır birbirimize dokunmamışız gibi, beni bilirsin; önemli mevzuların, konuşulmasından ziyade sevişilmesi taraftarıyım.